21 Ocak 2009 Çarşamba

Ah Müjgan Ah..




“… pekiii aylık geliriniz ne kadar, eviniz kira mı kendinizin mi, arabanız kaç motor, gömleğinizin markası ne…” Nasıl sorular ama, küçükken bir şarkı söylerdik kapının önünde otururken kızlarla, “kızım seni Engin’e vereyim mi, isterim babacığım isterim, onun adı Engin, babası zengin isterim babacığım isterim..:) Şimdi bakıyorum hakikaten etraf Engincilerle dolu..20 yaşında bir genç kız, belli ki yıllarca(!) aramış taramış evlenecek ideal eşi çevresinde bulamamış, vah vah, gelmiş koskoca (!) 20 yaşına ne yapsın, son çare televizyona çıkacak, e 70 milyon arasından çıkar gelir elbet ruh ikizi! Nitekim geliyorlar da, belli ki öğleden sonra çayını, kahvesini eline alıp, televizyon karşısına geçip, hadi bakalım bugün belki şöyle kafama göre bir kız çıkar da ben de gider evlenirim diyen ilginç bir erkek kesimi var. Nitekim ortada paravan bir yanda kızımız, bir yanda oğlumuz başlıyorlar sohbete. Oğlumuzun evi, arabası varsa, kızımızı balayına götürüp, bir de üstüne çalıştırmadan evinin kadını yapacaksa gözler bir anda parlıyor.. Nasıl yani?? Hani noldu bizim özlediğimiz eski zaman aşklarına..Yana yakıla ahh ahhh nerede o eski aşklar diye hayıflanırken, milyonların önünde evliliklerini para üstüne kurmaya çalışanlar da neyin nesi..

Daha ilginci, markette kasa sırasında beklerken orta yaş üstü iki bayanın konuşmasına tanık oldum. Biri diğerine diyor ki, “bak işte kaçırdın gül gibi adamı, şimdi rahat edecektin, ölmüş adam geçen hafta”!! Öbürünün cevabı, “yapmaa, bilseydim evlenmez miydim” !! Gülsem mi şaşırsam mı bilemedim, bir de işin kötüsü şu güya almayacağım yeni yıl kararlarından birisi de yerli yersiz tanımadığım insanların dolmuşta olsun otobüste olsun konuşmalarına karışmamak olduğundan mecburen susmak zorunda kaldım.

E şimdi gel de sorgulama aşk mı para mı? Konu buraya gelmişken –her defasında son sahnesinde ağlamayı başarabildiğim- “Ah Müjgan Ah”’ı da anmadan geçemeyeceğim.. Hani der ya Sadri Alışık “ah müjgan, sen kağıt paradan kanatlarınla cehenneme uçtun” diye işte gerçekten o kağıt paralar nereye götürür aşkı? Daha doğrusu nereye kadar götürebilir? Genelde hesap ödeme meraklısı kişiliğimle beni pek bir yere götüremeyeceği kesin ama işini bilenleri Dubai’yi, Hawai’yi bırakın uzaya bile götürebileceğini söylemekten de geri duramayacağım. Hani en başta şu zengin Engin’den bahsetmiştim ya ben razıyım Rıza’ya çıkarırsa çıkarsın arıza demek istiyorum. Rıza sadece kafiye açısından seçilmiş bir isim, belirteyim..

Hayat sürprizlerde dolu demek istiyorum sonlara doğru gelirken. Unutmayınız ki “Ah Müjgan Ah”ımızın son sahnesi “hadi çağır beni ve mujgan'ı onlar da gorsunler bu guzel evi” repliğiyle son bulur izleyenler hatırlarlar.. Peki hangi güzel evi, Hüsnü’nün zengin olduktan sonra aldığı güzel evi tabiî ki. Demekki neymiş kimin ne olacağı belli olmuyormuş.. Siz siz olun pembe tüylü terlik sevdasına içten gelen kocaman sevgileri karşılıksız bırakmayın, gün gelir fakir aşkınız bir anda zengin bir fabrikatör olup çıkarsa karşınıza, paraları suratınıza atarken pişman olursunuz sonra..:)
E oldu olacak o harika dizeleri de yazıp veda edelim..

Zengin olsaydım
Sensiz kalmazdım
Her an düşünüp seni hiç ağlamazdım
Param olsaydı aşkın kalırdı
Seve seve yanımda benimle yaşardın..


B...

7 Ocak 2009 Çarşamba

Şansımız bol olsun..:)


“……. şimdi artık biliyorum ki, bütün yaşantımız içinde ancak bir/kaç kişiye böyle bir hak tanırız. onu şımartır, yüz verir, alttan alır ve hatta ona teslim bile oluruz. O da bunu zaten taa en başından beri bilmektedir. Eğer çok şanslı değilseniz, karşınızdaki şımarır, ipin ucunu kaçırır. Bin pişman olur, incinir, düşkırıklarıyla yaralanır ve acı çekersiniz sonunda.

Bazen, çok ender de olsa şanslısınızdır ve bir mucize yaşarsınız. Çünkü karşınıza dilinize akraba biri çıkmıştır. (Tanrım, mucizeleri ne çok seviyoruz böyle!) O sırada kaç yaşında olduğunuzun, nerede, nasıl olduğunuzun kesinlikle önemi yoktur. (Hayır yoktur!)…..”

Yıllar yıllaar önce okumuştum Buket Uzuner’in unutulmayası romanı Kumral Ada Mavi Tuna’yı.. Geçen akşam şöyle bir üstünden gideyim dedim tam da yukarda yazdığım satırların olduğu sayfaya denk geldim ilk açtığımda. Bu aralar gördüğüm, duyduğum her şeyi işaret olarak algılıyorum. Bu bir işaret olmalı diyorum ama neyin işaretlerini alıyorum henüz kestiremedim, bekliyorum..:) İşte bu sayfa açılınca dedim ki bu da bir işaret olmalı..Okudum.. Şanslılar kısmında olduğum için kendimi bir kez daha şanslı hissettim..

Birlikte büyürken bir çok ortak hayali de paylaşırsınız, aynı üniversiteyi kazanmak, aynı zamanlarda evlenmek, aynı zamanlarda anne olmak –erkekler arasında yoktur herhalde ay şekerim nolur aynı zamanlarda baba olalım, çocuklarımız da arkadaş olsun diye hayal kuranlar-, baktınız bu evlilik, çoluk çocuk hayalleri vuku bulmakta gecikiyor, yerini aynı huzurevinde kabarık sarı saçlar ve pembe ojeli tırnaklarla konken oynamak hayalleri alır. Yok canım benimle alakası yok ben hala üniversite kısmındayım..:))

Anılar ah o anılar..

Gecenin bir yarısı üzerinizde pijamalar, ayağınızda pofuduk terliklerle çelik kapı kredi kartıyla şıp diye açılıyormuş hikayesine inanıp hadi deneyelim diyerek, hatta anahtarları almaya gerek bile duymadan sadece kredi kartıyla evden çıkıp kapıyı çektiğiniz anda birbirinize bakıp kahkahalarla gülebiliyorsanız aynı dili konuştuğunuz birisi vardır..:) Yoo yoo, ben bu kişileri tanımıyorum, hele ki bunu yaptıklarında üniversiteyi çoktan bitirmiş yaşta olduklarını hiç bilmiyorum..:) Ve gerçekten şanslıysanız sizden nerdeyse 10 yaş küçük de olsa anahtarlarla dışarı çıkmayı akıl eden bir kız kardeş çıkar gelir birden..:)

Şımarttıklarım da oldu, ipin ucunu kaçıranlar da, ama ipin diğer ucunu sımsıkı belime bağladığımdan olsa gerek kopmadı dostluklarım.. Demek istediğim şudur ki yanyana koltuklarda kahvenizi içerken hiç konuşmasınız bile sıkılmıyorsanız, gecenin bir yarısı sırf uykunuz kaçtı diye telefonu elinize alıp “boşuna heyecanlanma, kimsenin seni özlediği yok, yine benim” diye mesaj atıp, bu sinir bozucu mesaja gelecek cevabı dört gözle bekliyorsanız, manasız esprilere karnınız ağrıyana kadar gülebiliyorsanız, sinemada sessiz olun uyarılarına o mucize arkadaşlardan biri “burası kütüphane mi” dediğinde olabilecek her şeyi göze alıp arka çıkabiliyorsanız, asansörde çocuk gibi siniriniz bozulup hık pık diye sesler çıkardığınızda yıllardır değişmeyen bahaneyle “o fıkra mı aklına geldi” diye o seslerin iki katını da o çıkarıyorsa, birisi canınızı sıktığında arayıp şikayet ettiğinizde –yaa noldu biliyo musun diye ağlama kıvamında başlar genelde bu konuşma- aslında zaten sizin de bildiğiniz şeyleri duyduğunuz halde yine de rahatlıyorsanız, gerçekten şanslısınız.. Hele ki birlikte cebinize koyduğunuz hayalleri şimdi yavaş yavaş elinizde tutmaya başlamışsanız daha da şanslısınız.

Hatırlarsınız hatıra defterlerinin vazgeçilmez imzasıdır; “s.s.v.d.s.o.”, yeni jenerasyon bilmez belki, “seni seven ve daima sevecek olan” demek bu harfler..:) Bunu etrafınızda söyleyebileceğiniz ama gerçekten içten söyleyebileceğiniz ve karşılığını alacağınızdan emin olduğunuz dostluklar yaşıyorsanız da şanslısınız. Ben sık sık söylerim, söylemekle de kalmıyorum sanırım, geçen gün bir baktım her fotoğrafta elim kolum sımsıkı tutmuş birilerini, sevgi pıtırcıklığımın tezahürleri işte..:)


Yine başladığım gibi Kumral Ada Mavi Tuna’dan minik bir alıntıyla bitirmek istiyorum, ayrıca bu kısmın bana çok uyduğunu da belirtmek isterim..:)

“….Ben kumralım, ama ada değilim. hiç olmadım desem yalan, ama ortalamayı almak lazım değil mi? Gözlerim mavi değil ela, saçlarım ise kıvırcık değil. Ama mavidir içim, Tuna içimdedir. Madem ki Tuna içimde, adalar da yüzer o halde. Söylemesi bile güzel: Kumral Ada Mavi Tuna….” Artık Tunalar’ınızı, Adalar’ınızı kendinize göre uyarlayın, ben öyle yaptım..:)

B...

4 Ocak 2009 Pazar

Sıradan bir gün..

Nihayet her yıl büyük paniğe yol açan, aman napsak da bu geceyi unutulmaz kılsak diye düşünüp durduğumuz, hep bir ağızdan 10’dan geriye saydığımız – bu da kimin saatine göre yapılıyorsa artık- 31 Aralık gecesini geride bıraktık. Umarım güzel hatıralarla dolu bir gece geçirmişsinizdir. Hani derler ya yeni yıla nasıl girersiniz tüm yıl öyle geçer diye acaba diyorum para sayarak mı girseydim... Yok, yok, gülerek girdim yeni yıla hatta bütün gece güldüm desem yeridir, saat 12:00'de ise panikten bütün dileklerim birbirine karıştı ama becerdim sonunda sıralamayı.. Neyse daha fazla bahsetmeyeceğim ne yaptığımdan, gizem yaratmaya karar verdim..:) Zaten kim ne yapmış ne etmiş gün bitmeden Facebook’tan takip ederiz artık..

Bu arada geçen hafta caddelerde, alışveriş merkezlerinde bir hediye telaşı vardı. Aslında ekonomik krizle mücadele ettiğimiz bu günlerde her şeye rağmen insanların birbirlerine değer verdiklerini görmek güzeldi. Tabi bunda “alışveriş için gün bugün” temasıyla başlayan indirim kampanyalarının da etkisi olmadı değil. Hoş kadınlar için “alışveriş için gün her gün” denilse daha doğru olur. Kilo almak, kilo vermek, sevgiliden ayrılmak, yeni sevgilisi olmak, sevgiliden intikam almak, işten ayrılmak, yeni işe başlamak, tatile çıkmak,.. Yok işte görüyorsunuz bitmez alışveriş bahaneleri. Ömrünü alışveriş yaparak geçirip hala dolabında giyecek bulamayan modeller vardır ki onlar ayrı bir tez konusu olabilir.

Bir de düğüne giderken çılgınca alışveriş yapar kadınlar. Hele ki bekarlarsa. E malum her düğün bir kısmet kapısı sayılır. Doğrusu her gelin çiçeğine rakiplerini sakatlamak uğruna uçarak atlamış, tanıdığı tanımadığı her gelinin ayakkabısına isim yazdırmış, boğulmak pahasına nişan ipleri yutmuş tanıdıkları olan (!) biri olarak şunu iddia edebilirim ki düğünle kısmet arasında en ufak bir bağ yoktur. Ayrıca zaten zamanında gelinin de damadın da bütün arkadaşlarıyla tanıştırılmışsınızdır, daha o düğünden ne beklersiniz ki..:) Zaten şu tanıştırılma faslı ayrı bir zulüm. İsteseniz de istemeseniz de başınıza gelir. Tarafların birbirlerinden haberi yokmuş, tesadüfmüş izlenimi verilmeye çalışılsa da bal gibi kız da erkek de bilir niye orda olduklarını. Hayır zaten ortada bir çift varken nasıl bir tesadüftür ki bu diğer iki kişi de ordadır, onların orda ne işi vardır, geçerken mi karşılaşmışlardır, yoksa saf olduklarına kanaat getirilip gerçekten bu hikayeye inanacakları mı düşünülmüştür?

Ismarlama aşk olmaz derim başka da bir şey demem. İstisnalar olabilir tabiî ki ama ben aşkın ortaya çıkmak için doğru zamanı ve doğru yeri beklediğine inanıyorum. Bazen de fark etmezsiniz aşık olduğunuzu, ne zaman ki kaybedersiniz o zaman artık kafanızı duvarlara mı vurursunuz, arabesk ruhunuz mu ortaya çıkar bilemem. Murphy kanunları der ki “Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.” O yüzden içinizde minik de olsa kıpırtı uyandıran biri varsa geç olmadan harekete geçin derim. O sizden vazgeçtiğinde bumeranga dönersiniz haberiniz olsun..:)

Ve son olarak bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Bir yılı geride bıraktık diye hepimiz bir yıl daha yaşlanmadık. Çünkü bazılarımız –kim acaba- yıl sonuna doğru doğduğumuzdan mütevellit yaşımız da yıl sonuna doğru büyüyor doğal olarak! Bu kısım bence yazımın en önemli kısmıydı..:)

B...