
Kurbağa mı prens mi?
Daha kaç kurbağa daha yanlış seçimler yüzünden kendini prens sanmaya devam edecek? İnanmışız ya bir kere öpersen prens olur hikayesine –kendimi tenzih ederim, zira küçükken de sevmezdim bu hikayeyi =)- e hangi kurbağa kaçırır ki bu fırsatı? Sürekli defolu kurbağalara denk geliyorsanız yanlış kader yaşıyor olabilirsiniz.. Yani bazılarımızın yanlış kaderleri yaşadığını düşünüyorum aslında.. Olması gerekenler olmuyorsa, üstelik tüm secret denemelerimize rağmen demekki yanlış giden bir şeyler var. Belki de başkasının kaderiyle karışıyor kaderimiz.. Benim kaderim kiminkiyle karışmışsa şikayetçiyim kendisinden, bu ne karışık hayat, tam huzura erdim, inzivaya çekileceğim, hatta huzurevine yerleşeyim, bütün gün konken, çanak oynayayım dediğim anda sen misin bunu diyen, al sana bir gemici düğümü çöz çözebilirsen.. Peki benim kaderimi kim yaşıyor? Akıllı, uslu, sakin, sessiz belki de Miami’de sahilde yürüyor şimdi kendisi..
Gelelim kurbağalara, ben severim aslında kurbağaları, asla prens olmayacaklarını bilsem de severim, hatta başkalarının sevmediklerini daha da çok severim ben. Misyonum bu sanırım, ezilenin yanında olmak=) Ama işte sorun kurbağalarda değil zaten, sorun kurbağaları prens zannedenlerde.. Bu prenscikler öyle inanırlar ki bu masala, aynaya bakmayı bile unuturlar. Sonra gün gelip bir yerde gölgelerini gördüklerinde önce sağa sola bakarlar kimin bu kurbağa gölgesi diye, hatta korkarlar önce sonra fark ederler ki kendi gölgeleri kaçmak istedikleri.. Hiç sevmem korkakları.. Hatta korku filmlerinde ses duyunca gece yarısı bodrum kata inen kızlara hep kızılır ya, yatıp uyusana ne işin var diye, eminim ben de olsa inerim, ne malum belki prensim gelmiştir hem değil mi ya=)
Hmm, şu aralar bir reklam var, “keşke duygularımızı görebilseydik” diye başlıyor.. Duyguları saklamak da büyük korkaklık bence.. Ben fazla şeffafım sanırım bu konuda, beceremedim hiç gizemli olmayı, Ferhunde misali göz süzmeyi, intikam yeminleri etmeyi =) Zaten ne gerek var, zaman o kadar çabuk, hatta o kadar çabuk geçiyor ki, kendimi saklayayım telaşına düşmüşken bir bakıyorsunuz, saklandığınız yerler örümcek bağlamış, tozlanmış, kimse sizi çıkarmak istemiyor bile ordan.. Yok, yok ben almayayım, sıkılırım saklı gizli yerlerde zaten, küçükken çanak çömlek patlatırdım zaten hep saklambaçta=) Hiçbir zaman aklı başında, hesaplı kitaplı davranışlar içinde yaşayan biri olamadım ki ben.. Ama en azından yalancı prenslerle, fakir ama gururlu kurbağaları ayırt edebiliyorum artık, hem herkesin kurbağası kendine prens değil midir =)
Neyse sonuç olarak diyorum ki, bahar geliyor, bol bol dolaşmak lazım, dere, göl kenarlarında, şık cafelerde, tren istasyonlarında, otlaklarda.. Ee gönül bu kime konacağı belli olmuyor ne de olsa =)
B.
