5 Şubat 2009 Perşembe

Köpük -kopuk- hayatlar..


Erkek dediğin güçlü olur, her işin üstesinden gelir, açılmayan kavanoz kapakları onun için çocuk oyuncağıdır, minibüste sıkışan camları parmağının ucuyla açar ve bütün minibüs ahalisinin kahramanı olur, - bir de açamadığı durumlar vardır ki zavallım ilk durakta inmek zorunda hisseder kendini, neden ondan açmasını istemişlerdir ki sanki o lanet camı, keşke yanındaki çocuktan isteselerdi de o da dalga geçen aristokrat kesime dahil olabilseydi- her neyse ne diyorduk erkek dediğin ağlamaz, yağmurda ıslanmaz, denizde saatlerce de kalsa derisi buruşmaz, bozulan her makineyi tamir edebilir, kavgada ağzı burnu patlasa da hep o kazanır –aynı kavgadaki diğer erkekler için de geçerli bu durum tabiki-, bu liste uzar da uzar..

Ama bir de buz dağının görünmeyen yüzü var ki, burda da erkek dediğin de insandır, kavanozu açamayınca annesini arar, biraz ısıtınca kapağın açılabileceğini öğrenir, minibüste camı açamayınca suratı pancar gibi olup damarlarının fırlamasını beklemeden açılmıyor deyip bırakır, yağmurda koşa koşa pervaz altına saklanır, - ya da hadi romantik olalım biraz, sevgilisiyle tek şemsiye altında yürür elele-, makine bozulunca çağırır tamirciyi, kendisi de oturur keyfine bakar, terkedilince oturur ağlar, bir de üstüne günlük tutar –nolur nolmaz hepimizin hayatı bir gün film olabilir ne de olsa-, içten güzel bir söz söylemek için özel bir günü beklemez – nerede bu arkadaşlar çıkın saklandığınız yerden!-

Erkek gibi kız derler ya kimisi için ben de öyleyim, ama ikinci model erkek gibi kızlardanımJ Erkek olsaydım da çok farklı olmazdım ama sanırım.. Ama kızlar genelde sürekli bir kahraman yaratma peşinde olduklarından çok da popüler bir erkek olamazdım heraldeJ İnsanlar ne zaman gerçek sevginin kıymetinin farkına varacaklar ya da neden farkına vardıklarında hep çok geç olur?.. Aslında bu inancı alt üst eden kitaplar, filmler de var.. “Kolera Günlerinde Aşk”ı okuyanınız da izleyeniniz de ya da her ikisini birden yapanınız da vardır. Zaten Gabriel Garcia Marquez söz konusu olsun da gerçek üstü bir şey olmasın mümkün mü? Ama bu öyle büyülü bir gerçekçilik ki, kendinizi birden sorgusual içinde bulabiliyorsunuz. –En kısa zamanda kahramanım ilan edeceğim bir yönetmenden “Aşk ve Öbür Cinler” uyarlaması istiyorum, ve bu dileğimi gerçekleşmesi üzere evrene gönderiyorumJ- Neyse filmimizde aşkına karşılık almak için 50 yıl boyunca sabırla bekleyen bir esas oğlanımız var, hoş sabırla beklemek derken hayatına giren kadınların sayısıyla bir defteri doldurabiliyoruz o ayrıJ E bir de söz konusu Javier Bardem olunca adama suç bulamıyoruz tabi haliyle gözler 50 yıl kendisine karşılık vermeyen bayana çevriliyor öfkeyle..:) Ölümlü dünya, aşkı karantina altına almak da neymiş..Sevin işte birbirinizi, hep diyorum ya içten bir sevginin yerini hiç bir şey tutamaz, ne gerek var köpük -kopuk- hayatlarda geçici dalgalar olmaya..-hmm, pek edebi oldum-

Geçenlerde yaşlı bir teyze ile minik bir sohbetimiz oldu, bana öyle tatlı tatlı öyle içten içten “hep böyle gül güzel güzel” dedi ki sarılıp ağlayacaktım neredeyse.. Hayatta duyduğumuz, gördüğümüz, okuduğumuz her şey madem bir işaret, benim o günkü işaretim de o teyzeydi.. Ve işaretin anlamı şuydu: “ Güzel bir söz, içten bir sevgi için sakın 50 yıl bekleme, bak ben seni 2 dakika önce tanıdım ve hemen söyledim, zaman çabuk geçiyor.. –bir de çok güzelsin, çok harikasın, aşırı muhteşem bir kızsın sen gibi anlamlar da vardı benceJ - İşaretler siz ne anlamak istiyorsanız o demektir..

Hmm bir de geçen hafta yeniden izlediğim bu hafta yeniden izleyeceğim, sonra tekrar tekrar izleyeceğim bir film “jeux d’enfants”a da değinmeden geçemeyeceğim, ama başlarsam çok uzun sürer, en iyisi bir sonraki yazımda içimi dökerimJ

Bu arada haftaya sevgililer günü.. Sevgilisi olmayanlar ceplerine kar kalan paralarıyla kendilerine cici bici hediyeler alsınlar, olanlar da “aa hayatım bize her gün sevgililer günü ne gerek var böyle yapmacık kutlamalara” deyip yine kendilerine cici bici hediyeler alsınlarJ

B.